Hayallerdeki Şehir Paris
- gülençağlayan
- 31 Ara 2021
- 4 dakikada okunur

Çoğu kişinin hayali, aşıklar şehri Paris. Bu övgüleri gerçekten hak ediyor. Görüp de etkilenmemek, gezip de hayran olmamak mümkün değil. Şehir birçok durak noktasıyla kendini anlatsa da asıl sembolü tabi i ki de Eyfel Kulesi. 2019’un Ağustos ayında tur programımızın 3 günü Paris’ de geçmişti. İstanbul Hava limanından, Almanya Düsseldorf ‘a hareket edip oradan otobüsle Paris’e yolculuğumuz başladı. Akşam olmadan şehre gelmiştik.

Otobüsle kısa bir şehir turundan sonra ilk durağımız şehrin merkezindeki Zafer Takı oldu. Buradan tüm şehir panoramik izlenebiliyor. Tur programında olmamasına rağmen, fotoğraf çekimi için verilen sürede biz anıtın en üstüne çıkmayı başarmıştık. Paris’ e kadar gidip oradan şehri izlememek olmazdı.
Akşam otelimizde dinlenip sabah erken saatlerde artık görmeyi sabırsızlıkla beklediğimiz Eyfel Kulesi’ne doğru gitmek için yola çıktık. Eyfel Kulesi Fransız İhtilali’nin 100. yılında fuar için yapılmış, yirmi yıl sonra ortadan kaldırılması planlanmış. Başlangıçta demir yığını gözüyle bakılırken, daha sonraları çok ilgi gösterilip sevilince şehrin simgesi haline gelmiş. Adını mimarı Gustave Eiffel’ den almış. Eyfel Kulesine yürüme mesafesinde otobüslerimiz park etti. Artık o muhteşem eser gözlerimizin önünde ziyaretimizi bekliyordu. Kuleye çıkmak için sıraya girdik. Bir saatten fazla sırada bekleyip asansörlerle kuleye çıkış başladı. Biz 2. kata çıktık. Kalabalıkta bir taraftan şehri seyretme çabası, bir taraftan fotoğraf çekme hevesiyle vakit geçivermişti. Kuleye çıkış ücretli. Akşam hava kararınca Eyfel Kulesi ışıklandırılıyor. Trocadéro Meydanı’ndan bu gösteriyi çok net izlemek mümkün. Eyfel Kulesinin gündüzü kadar, gecesi de çok güzel diye düşünüyorum. Adeta tam bir şölen havasında. Işıklandırılma anı, nefesler tutulup bekleniyor.
ve sonunda bu bekleyişe değiyor doğrusu. Işıklandırma gece boyu saat 01:00 ‘e kadar devam ediyor. Saat başı ışık şov izlenebilir.

Kulenin önünden Seine Nehri geçiyor. Nehirde teknelerle gezi yapılıyor. Tekne gezisinde ihtişamlı köprülerin altından, hayranlıkla dolu bakışlarla geçip, şehrin diğer güzelliklerini seyre daldık. Nehir üzerinde 37 köprü varmış. Bu köprülerin en güzeli III. Alexandre Köprüsü . Teknelerde sesli tanıtım da yapılıyor. Nehirle ilgili şehir efsaneleri de az değil.

Sıradaki durağımız Montmartre Tepesiydi. Burası Ressamlar Tepesi diye de anılıyor. Tepeye merdivenler ile çıkabilirsiniz. Ancak bu yorucu tırmanışı istemezseniz, teleferikle de ücret karşılığı tepeye çıkmanız mümkün. Kafelerin , yerel ressamların, satıcıların bulunduğu taşlı sokakları dolaşıp, hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz. 19. yüzyılda Bohem tarzı yaşamı benimseyen sanatçılar bu bölgede yaşamış. Burada önemli bir yapı olan Sacre Coeur Bazilikası yer almakta. Bu yapı şehrin en önemli tarihi ve dini yapılarından biri. Burası nefes kesici mimarisi ile kendine hayran bırakırken , şehrin eşsiz manzarasını izleyebilmek için de güzel bir yer.

Paris’in belli başlı noktalarını gezmek için bile birkaç gün gerekliyken, pek çok müzeyi gezebilmek için de günler gerekiyor. Biz en ünlüsü olan Louvre Müzesini gezebildik demeyi çok isterdim. Ancak hem çok sıra olması , hem de müzeyi gezebilmek için çok uzun zaman ayrılması gerektiğinden sadece önünde fotoğraf çektirebildik.

Oradan ünlü Notre Dame Katedrali’ni görmeye gittik. Yalnız Nisan ayında çıkan yangında hasar görmesi ve restorasyon çalışmaları yüzünden katedralin ziyarete kapalı olduğunu gördük. Burası da şehrin önemli uğrak yerlerinden biri. Dışarıdan da olda bu ihtişamlı yapıyı görebildik.

Bir başka meydan olan Vendome Meydanına geldiğimizde, meydanın ortasında bronzdan yapılmış bir sütun bizi karşıladı. Napolyon Austerlitz Savaşını kazandıktan sonra, zafer anıtı olarak bu anıtı yaptırmış. Bu anıtın yapımında savaş sonrası ganimetleri kullanılmış.
Bu meydanın etrafındaki binalarda, lüks markaların satıldığı mağazalar bulunuyor. Mağazaların vitrinlerine bakarken fiyatları algılamakta biraz zorlanabiliyorsunuz, zira akıl alacak gibi değil. Ayrıca Prenses Diana’ nın ölmeden önce kaldığı otelde bu meydanda yer alıyor.
Paris’ in en bilinen meydanlarından biri Concorde Meydanı, mutlaka görülmesi gereken bir meydan. Zira pek çok önemli uğrak yerine yakın olması nedeniyle görmeden geçilemeyecek bir meydan.

Champs Elysees Bulvarının
başlangıç noktası denilebilir. Meydanın ortasındaki dikili taş Kavalalı Mehmet Ali Paşa tarafından 1829 yılında hediye olarak gönderilmiş. Bu dikili taşı ilk gördüğüm an aklıma farklı düşünceler gelmedi değil ama maalesef bu defa haksız çıktım. Meydanın bir tarafından eşsiz Tuileires Bahçelerini , diğer tarafında Rue Royal Köprüsünün olduğu ,karşısında Fransa Ulusal Meclisi binasının yer aldığı bu meydanda ne tarafa baksanız tam anlamıyla şehri
içinize alıyorsunuz. Meydanda ayrıca dev dönme dolabı da görebilirsiniz.

Paris sokaklarında koşuşturan kişilerin turistler, acelesi olmayanların ise Fransızlar olduğunu söylemek mümkün. Fransızlar aceleleri olmayan, keyfine düşkün , görselliğe önem verdikleri her hallerinden belli, rahat insanlar. Kafelerdeki masa sandalye düzeninden anlaşılıyor ki seyretmeyi seven , keyif sahibi kişiler olduklarını anlayabiliriz.
O günün akşamını şehir turuyla tamamladıktan sonra otelimize
geçip artık dinlenmeye geçmeliydik. Çünkü yarın daha yorucu bir gün bizi bekliyordu.

Turda tercihe göre isteyenler Disneyland’a , diğerleri için ise başka bir ekstra tur programı düzenlenmişti. Biz Disneyland’ a gitmeyi seçmiştik. Oğlumuzun heyecanı kadar biz de çok heyecanlanmıştık. Çocukluğumuzun çizgi film karakterlerini görecektik. Ama çok daha muhteşem gösterilerin olduğu görsel bir şölenin bizi beklediğini hayal bile edememişiz. Ayak bastığımız andan itibaren masal alemindeydik. Tek bir an bile pişman olmadık. Çocukluğumuza döndük desem abartmış olmam. Tema parkların en gösterişlisi bence. En ufak ayrıntısına kadar düşünülmüş alanların olduğu parkta, rüya gibi bir gün geçirmiştik. Eşimin doğum gününe denk gelmesi de ayrı bir güzellik olmuştu.

Bu kadar güzellik, şatafat , gösteriş aslında şehrin gösterilen yüzü. Bizdeki göçmen sorununun çok daha kötüsü maalesef Paris’in dış sokaklarında yaşanıyor. Tek kişilik kamp çadırlarında yaşam sürmeye çalışan Afrika kökenli insanların, yol kenarlarındaki yaşam mücadelesi görenleri hem üzüyor, hem de düzenin çarpıklığını gözler önüne seriyor.
Paris ne kadar anlatılabilir bilemiyorum ama '' hayaller Paris gerçekler......'' son dönemlerde söylenen bu sözü boşuna söyletmeyecek kadar güzel bir şehir.
_edited.jpg)



Tarihi yazmak yapıtları yapmak kadar onları korumakta önemli Fransızlar bunu en iyi yapanların başında geliyor bizde ise tarihi yerleri yıkıp betonlaşma rantlaşma uğruna neleri tarihten sildik.
Güzel yazınız için kaleminize sağlık 👏 👏